0

Röportaj (Odatv)

Odatv.com

Burçak Narman: Sevgili Ogan, Hercümerç bir ilk roman. İstanbul’un işgal döneminde geçiyor. İlk roman için riskli bir dönem değil mi?

– Mütareke Türk edebiyatında bolca işlenmiş bir dönem, evet. Ama güncel bir ilgi alanı olduğu söylenemez. Mütareke edebiyatının örneklerinin büyük çoğunluğu, sonraki 20 yılda yazılmış. Bugün kimsenin dönüp de o günlere özel bir ilgi duyduğu yok. O yüzden riskli mi, değil mi diye çok düşünmedim.

– Hercümerç bir tarihi roman mı?

– Bence değil. Yazmaya başlarken de tarihi bir roman yazmak gibi bir derdim yoktu, bugün de dönüp baktığımda “tarihi roman” diye nitelendirilebilecek bir şey yazdığımı düşünmüyorum. Evet, tarihin içinde geçen bir hikâye ama bugün yazıldığının bilincinde olan bir hikâye anlatmaya çalıştım. Ne kitaptaki Dersaadet gerçek Dersaadet, ne de karakterler…

– Parvus hariç. Gerçek bir tarihi kişilik ama, çok bilinmeyen ilginç biri…

– İlginç demek hafif kalır. O dönemin en büyük konspiratörü denebilir. Az biliniyor, ama belki de en çok bilindiği yer Türkiye. İktisat tarihçilerimiz sayesinde o da…

– Kim bu Parvus?

– Özetlemek zor, ama deneyeyim. Parvus elbirliğiyle tarihten silinmiş bir karakter. Kendisi de buna yardım etmiş. Ardında hiçbir kişisel arşiv bırakmadan öldüğünde, geçmişteki yoldaşlarının reddettiği bir adamdı. Gerçek adı Alexander Helphand. Bir Rus ama kendini daha çok Alman hisseden, iktisat eğitimi almış ve Alman Sosyal Demokratları içinde sivrilmiş biri Marksist. Sosyal Demokratların içinde daha çok Rosa Luxemburg’larla birlikte. Hatta arada sevgililik dönemleri de var. Partinin içinde sürekli muhalefet eden sivri bir tip. Rus-Japon savaşının gelişini ve sonucunu çok önceden tahmin ettiği bir makale ile tanınıyor Marksist çevrelerde. Sonrasında Rus devrimcilerle ilişki kuruyor ve genç Troçki’ye bir nevi mentor’luk ediyor. Sürekli devrim gibi kavramları Parvus’tan alıp geliştiriyor Troçki. 1905 Devrimi’nde Troçki’yle birlikte apar topar Rusya’ya gidiyorlar ve St. Petersburg Sovyetinin liderliğine geçiyorlar birlikte. Yorumlamakla yetinmeyip değiştirmeye niyetli bir adam, ama bunu yaparken temel dayanağı kendi öngörüsü, kendi iradesi. Tarihin kişilerle değiştirilebileceğine inanıyor ve kendisini de böyle biri görüyor. Rusya’da tutuklanıyorlar, önce hapis sonra Sibirya’da sürgün döneminden sonra tekrar Avrupa’ya dönüyorlar. Bu sefer yeni bir teori geliştiriyor Parvus.

– Nasıl bir teori?

– Bir cihan harbi çıkacağından ve bu savaşın kıvılcımının Balkanlar’da çakacağından emin. O yüzden İstanbul’da olması gerektiğine karar veriyor ve 1910 Kasım’ında beş parasız bir gazeteci olarak İstanbul’a geliyor. Cebinde Balkan devrimcilerinden birkaç referans mektubu dışında bir şey yok. Burada Yusuf Akçura ve çevresiyle temas kuruyor. Ortak dilleri Rusça üzerinden olsa gerek. Parlak bir iktisatçı ve kısa zamanda Türk Yurdu’nda Osmanlı İmparatorluğu’nun iktisadi yapısını inceleyen yazılar yazmaya başlıyor. Marksist olduğu biliniyor ama iktisat yazıları yazdığı için kabul görüyor. Öylesine kabul görüyor ki, kısa süre sonra onu İttihat ve Terakki’nin danışmanı olarak görüyoruz. Balkan Harbi başladığında iktisadi kararları neredeyse tek başına alıyor ve bir yandan da ticarete adım atıyor. Silah ticaretinden un ticaretine kadar… Balkan Harbi bittiğinde Avrupa’nın en zengin adamlarından biri. Ve Parvus’un parlak bir teorisyenden karanlık bir konspiratöre dönüşmesi İstanbul’da oluyor.

– Hangi yıllarda İstanbul’da kalıyor?

– 1910’da geliyor, 1915’te yeni bir komplo teorisini uygulamaya koymak için gözden ırak bir yere, Danimarka’ya gidiyor. Osmanlı İmparatorluğu’nun Almanya ile ittifak kurması gerektiğini ama savaşı kazanabilmenin tek yolunun Rus cephesinin düşmesi olduğunu iddia ediyor veona göre bunu yapabilecek tek örgütlü güç Bolşevikler. Bu sefer Alman büyükelçisi von Wangenheim, İttihat ve Terakki ve Berlin arasında gidip gelerek kendi planının kabulü için uğraşıyor. Savaş ilerledikçe ve zora girdikçe Berlin Parvus’un planını kabul ediyor. Lenin’in mühürlü Alman treniyle Rusya’ya dönüşünün planlayıcısı ve finansörü Parvus yani. Kurduğu karmaşık ticari ağlarla Rusya’daki Bolşeviklere para akıtıyor. Ve Ekim Devrimi gerçekleşiyor. Bolşevikler savaştan çekiliyor.

– Parvus’un Lenin’le ilişkisi ne?

– Lenin Parvus’la asla yan yana gelmiyor, temkinli ve uzak duruyor. Devrim sonrasında da ilk yaptığı şey Parvus’un ülkeye girişini yasaklamak. Parvus büyük bir hayal kırıklığı yaşıyor doğal olarak. Sosyalist camiada bir savaş zengini ve Alman ajanı olarak damgalanmış durumda. Eski yoldaşı Troçki ağır şeyler yazıyor hakkında. Eski yoldaşları Luxemburg ve Zetkin ona cephe alıyor. Ama harp bittikten sonra da, onu Weimar Cumhuriyeti’nin danışmanı olarak görüyoruz. 1924 yılında İsviçre’deki şatosunda öldüğünde dünyanın en zengin adamlarından biri ve yalnız. kişisel arşivini kendi eliyle yok etmiş. Olabilecek en kısa özet bu galiba.

– İktisat tarihçilerimiz sayesinde Parvus Türkiye’de biliniyor demiştin.

– Evet, Türkçe’de yayımlanmış birçok Parvus incelemesi var. Biz onu önemli bir iktisatçı olarak yazmışız bir kenara. Almanya ve Rusya ise tüm hafızasından silmiş onu. Bizde ise hem Düyun-u Umumiyeyi’yi iktisadi olarak ilk analiz eden kişi olması ve diğer fikirleri yüzünden düşünce tarihimizin bir parçası. Emperyalizm kavramıyla tanıştıran o. Türk aydınlarının kendilerine bir sınıf seçmesi gerektiğini ve bunun da Anadolu köylüsü olması gerektiğini ileri süren adam. Anadolu köylüsü üzerine de iktisadi araştırmaları var. Ama sorun şu: Parvus’la ilgili tek bir ayrıntılı biyografi var ve 600 sayfalık bu biyografide İstanbul yılları birkaç paragraftan ibaret. Burada neler yapıp ettiğiyle ilgili pek bir kayıt yok. Bir yandan oldukça hedonist bir hayat yaşadığı biliniyor. Dolayısıyla gerçek bir karakter olmasına rağmen Hercümerç’teki Parvus da büyük ölçüde kurgu. 1918 yılında İstanbul’da olması da kurgu ama Parvus gibi birinin o dönemde İstanbul’a dönüp ortalığı karıştırmayı en azından hayal ettiğinden eminim. Kimbilir belki de buradaydı.

– Hercümerç’in fonunda sadece topraklarımız açısından değil, tüm dünya için çalkantılı bir siyasi dönem var. Romandaki tarifiyle söylersek, “Osmanlı İmparatorluğu namüsait bir zamanda ölmüş de öldüğü söylenmiyor, dolayısıyla cenaze töreni tertiplenemiyor” gibi… Bir devrin kapandığı, ama son noktanın konulmadığı ve gelmekte olanın henüz belirginleşmediği bir dönem. Bu tarihsel döneme yazar olarak ilginin nedeni ne? Yoksa asıl ilgini çeken “hercümerç” diye tabir ettiğin durumlar mı?

– Hercümerç hali bir dinamik aslında. O yüzden düzen ve dirlikten daha cazip, reddedemeyiz bunu. Kategorilerin, genel kabullerin, kimliklerin vesairelerin itibarsızlaştığı, anlamsızlaştığı bir hal. Öncelikle bu hal ilgi çekici, her yere gidebilecek bir hal. Ama 1918’de hikâyenin başladığı ve sonlandığı zaman dilimi, sonrasından da muğlak. Gelmekte olanın henüz kendini göstermediği kısa bir zaman dilimi. Bu zaman diliminin, karakterlerin fütursuzca kendilerini göstermeleri için uygun olacağını düşündüm.

DÖNEMİN GERÇEĞİ ILHAMLI KURGU

– Peki dönemin ön hazırlıklarını nasıl yaptın? Dönemin İstanbul’u, siyasi atmosferi, düşünsel yelpazesi, kültürü, karakterlerinin yaşantılarındaki her türlü unsur; kıyafetler, düşkünlükleri, dillerinde dolanan şarkılar, akıllarında dolanan şiirler…

– Okudum tabii. Bol bol da fotoğraf ve film baktım. Kendimce bir araştırma yaptım ama sistematik değildi. Kendime tarihi bir roman yazmadığımı söyleyip durduğumdan, maddi tutarlılık için değil, dönemin havasına girebilmek için araştırdım. İlham almak diyelim ya da… Alman Mavileri diye adlandırılan 1916 yılının İstanbul planları var mesela. Galata sokaklarının çizimleri arasında gezinmek, 1918 yılında Fransız bir subayın çektiği İstanbul fotoğraflarına bakmak daha çok şehri hayal edebilmek içindi. Mütareke dönemiyle de ilgili çok iyi kitaplar var. Ya da Parvus’un, Rakovski’nin ve Vlahof Efendi’nin zihinlerini anlamak için Troçki’nin Balkan Savaşları kitabını okumak mesela. Ya da Reşat Ekrem Koçu’nun giyim kuşam, süslenme üzerine ansiklopedisi… Keyif verici detaylar buluyorsunuz. Hayali bir şehir benim Dersaadet. Tıpkı içindeki karakterler gibi.

– Karakterlerin içinde özellikle güçlü kadın karakterler dikkat çekiyor. Asude, bugünün standartlarına göre bile radikal diye nitelendirilebilir…

– Evet, neredeyse bir kadınlar dünyası Hercümerç’in dünyası. Kadın karakterler konusunda bir kitaptan özellikle bahsetmem gerekiyor, çünkü büyük bir ilham kaynağıydı benim için. Zafer Toprak’ın Türkiye’de Kadın Özgürlüğü ve Feminizmkitabı. O dönemi bir kadınlar dünyası olarak tahayyül etmenizi sağlıyor. Bu kitabı okuduktan sonar, Asude gibi kadınların o dönemde çok rahat varolabileceğini görüyorsunuz. Zafer Toprak bir yerde Cumhuriyet’e kadınların çoktan hazır olduklarını, hazır olmayanların erkekler olduğunu söylüyor mesela. 1918’de Galata köprüsündeki insan kalabalığının fotoğraflarına bakın. Başı dik yürüyen sadece kadınlar.

– Asude ile Hayri arasındaki ilişki de oldukça radikal.

– Hercümerç durumlarında ahlak değil etik geçerli. Onların aralarındaki ilişki de etik üzerine kurulu. Bir tür örgüt onlar.

– İstanbul’un işgali, farklı toplumsal kesimlerde farklı karşılanıyor. Senin cümlelerinle, “Aynı şehir iki parçaya bölünmüş; bir kısmı yas, bir kısmı alkış tutuyor.” Mütareke dönemi İstanbul’unun sivil, gündelik yaşamına, bu dönemi anlatan romanlarda pek rastlanmaz; belki de bunun nedeni işgal karşısındaki tepkisizlikten duyulan utançtır. Ne dersin?

– Mütareke dönemiyle ilgili edebiyat eserleri ile mütareke arasında kısa bir süre var. İdeolojik ortam ve hesaplaşma dürtüsü hâlâ çok sert. Oysa mütarekenin 100. yılına giriyoruz. Bir farklılık ve sivillik varsa, daha çok bugün yazılmış olmasından kaynaklanıyordur. Zamanın öyle kolay ve kabaca yargılayabileceğimiz bir ruhu yok. Aynı hikâyeyi 1920 yılına taşısam karakterlerin ideolojik olarak daha kategorik olma tehlikesi vardı. Her şeyi o kadar kaba şekillerde kategorize ediyoruz ki, bu hikâyenin böyle bir tartışmaya meze olmasından sakındım.

– Romanın zaman kurgusunda, “flashback” ve “flashforward” bölümler var. 1910 ve 1914’e dönüyoruz, sonra 1933’e atlıyoruz. Sonra hikâyenin hiçbir zamanına uymayan, gelecekten gelmiş gibi duran bir takım tuhaf detaylar var. Zaman sürekli kayıyor gibi.

– Zaman kayıyor, doğru. Hayali ve zamansız bir şehir bu. Son ana kadar kitabın kapağına koymayı düşündüğüm Paul Klee’nin “Hayal Şehir” diye bir resmi var. Optik yanılsamanın olduğu bir şehir. Kafamdaki atmosfer buydu, kurguya da yansıdı.

DÖNEMİN İSTANBUL’U GİBİ ÇOK SESLİ, ÇOK DİLLİ

– Kitapta görsel ve işitsel unsurlar da çok ön planda. Görselliği, sadece tasvirlerde değil, Haluk’un çizdikleri, potansiyel ressamlığı ve hikâyenin önemli bir yerinde duran Picasso’nun Avignonlu Kadınlar tablosu gibi unsurlarla da sürekli besliyorsun. Sonra Ladino, Rumca şarkılar, cazbantlar, Fransızca şiirler, Rusça alıntılar, 1918 İstanbul’unda duyulabilecek her dilden ses var…

– Dönemin İstanbul’u dünyanın bir parçası. Modernite dediğimiz beynelmilel hali yaşıyorlar. Hatta bugünden daha fazla dünyanın parçası olduğu söylenebilir. Picasso da bu dönemin bir parçası, caz da… Kitaptaki bazı karakterler artık hislerini Baki ile değil Baudelaire ile ifade ediyor. Ve samimiler. Değişen bir dünyanın yeni fertleri onlar.Müzik de şehirdeki bu dilin parçası. Bir şehri müziksiz hayal etmek mümkün mü? Kitaptaki anılan şarkılardan ve dönemin müziklerinden bir Spotify Playlist çıktı sonuçta. 1918 kayıt çılgınlığının henüz başladığı zamanlar, ama 20’lerde, 30’larda kaydedilmiş birçok caz parçası 1918’de de çalınıyor. Amerikan cazbantları var şehirde. Millet çılgınca eğleniyor, herkes işrette eşitlenmiş vaziyette.

– Spotify Playlist yanında kitabın sosyal medyada da hesapları var. Niye?

– Biraz kitap buna uygun olduğu için. Çekmecemde üzerine muhabbet edip paylaşılabilecek malzemeler biriktiği için… Kitabın yayına hazırlanma sürecinde, kitabın etrafında bir sohbet oluşturabilir miyim diye düşündüm. Kitap dolayısıyla bir sohbet. Başka insanların, arkadaşlarımın da dahil olduğu bir takım şeyler yaptık. Mesela ses kayıtları. Bunları paylaşabileceğim bir yer olsun istedim. Ayrıca kitabı okuyup da üzerine bir şey sormak isteyenlerin karşılarında doğrudan yazarın olduğunu bildikleri bir mecra yaratmak iyi bir fikir gibi göründü. Bizde kitap tanıtımı yapılıyor ama yayınevleri tarafından tanıtım mantığıyla yapılıyor. Bense kitabın etrafında bir sohbet kurmaya niyetlendim. Kitap görünür olacaksa sohbet yaratarak görünür olsun.

– Teşekkürler Ogan.

– Ben teşekkür ederim.

Söyleşi: Burçak Narman

https://odatv.com/payitaht-dizisindeki-parvus-efendiyi-bir-de-solcularin-kaleminden-okuyun-2212171200.html

———————————————————————

ODAKİTAP’TAN SATIN AL:

https://www.odakitap.com/hercumerc-ogan-guner/9786055888572

———————————————————————

kuzgun

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir