0

Hercümerç: Mana önümüzde yükseliyor (Tunca Arslan)

Tunca Arslan (Aydınlık), 9.03.2018

Hasan İzzettin Dinamo, Kurtuluş Savaşı sürecini tüm ayrıntılarıyla, “bir roman gibi” aktardığı muazzam eseri “Kutsal İsyan”a, yıkılan imparatorluğun yükünü sırtlanmış Enver, Talat ve Cemal Paşaların soğuk, yağmurlu 1 Kasım 1918 gecesi, Boğaziçi’nde gizlice bir Alman torpidosuna binerek Odessa’ya kaçışlarını anlatarak başlar. Onlar açısından “sonsuz kaçışın başlangıcı”dır bu. Sonraki durak Berlin olacak ve Hasan İzzettin Dinamo devamında olan bitenleri beş kalın cilt boyunca anlatacaktır.

Ogan Güner’in kısa süre önce yayımlanan 384 sayfalık romanı “Hercümerç” de (Bilim ve Gelecek Kitaplığı) gazete satan küçük bir çocuğun belli belirsiz sesini yankılandırarak başlıyor: “Paşalar memleketten kaçtı!”

O sırada Emniyet İkinci Şube Müdürü Ziya Bey, her sabah aynı saat ve dakikada olduğu gibi Galata sırtlarındaki Şube’nin önünde durmakta, cebinden sigara tabakasını çıkarmaktadır…

‘PADİŞAHIN EMRİ ÜÇ GÜN SÜRER!’

Dinamo ile Güner’in aynı atmosferde, aynı yağmurlu havada, başlangıç noktası olarak aynı tarihi olaya odaklanarak başlattıkları eserleri, çok farklı yapılarda gelişiyor, çok farklı kulvarlarda ilerliyor elbette… İlki belgesel bir anlatı, ikincisi bir roman… Ama tam 100 yıl öncesini (ve yaklaşık 20 yıllık bir kesiti), “tadı değişen” İstanbul’u, üzerine başka bir elbise giydirilmeye çalışılan Türkiye’yi, işgal günlerini ve geceleri, hayli tuhaf olayları anlatan, hem de “İktidarı ele geçiremiyorsan fikirlerin ne önemi var?” gerçeğinin altını çizen Ogan Güner, romanında “büyük anlatı geleneği”yle bağını da hep koruyor: “16 yaşın bıçkınlığıyla daldığı devir istibdat devriydi, ‘padişahın emri üç gün sürer’ şiarının devriydi. Bir yerlere bomba atmak, birilerini gece yarısı ensesinden vurmak gibi faaliyetler için elverişli bir atmosfer vardı.”

‘ŞANSLI NESİLİZ’

Marişka’nın, dudağının kenarına bir öpücük kondurmadan önce Komiser Hayri’ye, “Biraz neşelenin beyler, ciddiyet için çok vaktiniz olacak!” dediği; “Mana aramak sizin neslin işi. Bizim manamız önümüzde yükseliyor. Mana hakikate dönüşmüş durumda, şanslı nesiliz” diyen Haluk’un hakikatin tesirlerini keşfe çıktığı; “kinaye, hiciv, istihza, felsefe ve diğer şeylerden mürekkep” bir roman “Hercümerç”. Ve tabii işin içine, “profesyonel devrim tüccarı, siyasi kahin, maceracı ve iktisatçı”, 20. yüzyılın gördüğü en ilginç kişiliklerden biri olan Parvus’un da dahil olduğunu belirtmeden geçmeyeyim. Belanın üstüne üstüne gidenleri olduğu kadar, belayı oturduğu yerde sakince bekleyenleri de anlatmış Güner.

Yıllardır yazı ve çeviri işlerinin içinde olan Ogan Güner’in ilk kez bir roman yazdığına inanmak güç, çünkü “Hercümerç” son derece ustalıklı anlatıma sahip, Türkçenin mükemmel kullanıldığı, karakter zenginliğiyle dikkat çeken bir çalışma. Türü (tarihi roman, siyasi roman, hatta polisiye vb.) konusunda karar vermenin biraz zor olduğu, çok boyutlu, deyim yerindeyse “ehlileşmemiş” ama edebi düzen içinde, titiz kurgu çalışmasının ve diyalogların öne çıktığı, ıhlamur kokusuyla çelik kokusunun karıştığı bir “ilk roman” var karşımızda.

Oscar Wilde, çok zaman önce “Artık iyi romancılara, iyi evlatlardan da az rastlanıyor!” demişti. Bu yargının günümüzde de geçerli olduğunu ve Ogan Güner’in az rastlanan iyi romancılardan biri olduğunu söyleyebilirim rahatlıkla. Eğer Türkiye’de gerçekten bir edebiyat atmosferi, edebiyat eleştirisi, edebiyat dergiciliği, edebiyat jürileri ve edebiyatseverlik varsa, “Hercümerç” kendisinden çok söz ettirmesi gereken, dört dörtlük bir roman.

https://www.aydinlik.com.tr/hercumerc-mana-onumuzde-yukseliyor-tunca-arslan-kose-yazilari-mart-2018

kuzgun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir